MySQL, Sun Microsystems tarafından satın alınıyor…
[AE]r3NJ1_NHsj0&NR=1[/AE]
You are currently browsing the archives for January, 2008.
[AE]r3NJ1_NHsj0&NR=1[/AE]
|
Müşteri Ömür Değeri (Customer Lifetime Value), bir müşterinin bir iş üzerinde harcayacağı ortalama zaman miktarı olarak hesaplanıyormuş ve 3 bileşenden oluşuyormuş: i. Her işlemde harcadığı ortalama para |
Bu yazıyı okuduğum mesajda bir kahve dükkanını örnek olarak ele almışlar. Deniliyor ki kötü servisten dolayı bir müşterinin kaybedilmesi çok da büyütülecek bir şey değil diye düşünebilirsiniz… Tekrar düşünün!
Örnek olarak Starbucks’ı düşünelim. “Tall” boy günün kahvesi şu anda 3.75YTL. Ortalama bir işlem için miktarı 3.75YTL olarak ele alalım ve bu müşteri ortalama her gün bir kere uğruyor ve kahvesini içiyor. Bu da yılda ortalama 200 defa bu müşterinin gelip kahve içeceğini gösteriyor. Yani müşteri başına yıllık 750YTL (3.75 x 200 işlem).
Peki bir müşteri ortalama ne kadar süre bu kahve dükkanını kullanacak, gelip kahvesini içecek? Starbucks için hedeflenen müşteri grubunda ne kadar kalacak? Ortalama olarak 5 yıl bir müşterinin bu kahve dükkanına gelip kahve içececeği hesaba katılıyor. Bu durumda müşterinin ömür değeri 3,750YTL (750YTL/yıl x 5 yıl)
3.75YTL’lik müşteri 3,750YTL oluveriyor
. Ve burada durmuyor…
Dalga Etkisi:
Bu etki, ilk olay ve ilk müşteride yaşanan hizmet hatasından sonraki etki olarak tanımlanıyor. Büyük araştırmaların ortaya koyduğu ve hepimizin şimdiye kadar duyduğu hatta yaşadığı şey, bir insan yaşadığı “kötü hizmeti” 7-10 kişiye anlatıyor. Bu da insanların o kahve dükkanına gitmemesini sağlıyor. Kötü senaryo, bir müşteri kötü bir hizmet aldı ve canı sıkıldı. Bir daha gitmiyor. O kişi de 10 kişiye durumu anlattı ve onlar da gitmemeye karar verdiler. Bu durumda müşteri ömür değeri 11 ile çarpılacak. Dalga etkisi ile küçük bir hizmette aksama, bir müşteri kaybı, 41,250YTL değer kaybı olarak karşımıza çıkıyor (11 müşteri x 3,750)
Bu da ortaya koyuyor ki müşteri ilişkileri bir işletme için en kritik konu. Diğer araftan bu örnek için Starbucks adını kullandığıma bakmayın. Starbucks’ın en sadık müşterisiyim, beni tanıyanlar bilir.
![]() |
Bilişim Güvenliği konusunda üye olduğum haber bültenlerinden bugün gelen bir habere göre Aralık ayında “Random.JS Toolkit” truva atı, ABD’de güvenli olduğu kabul edilen, 10.000 web sitesini etkilemiş. Haberin kaynağı da bir gateway (geçit kapısı) üreticisi olan Finjan. Finjan’ın zararlı kod araştırma merkezi (Malicious Code Research Center – MCRC) Random.JS’ni n çok sinsi bir truva atı olduğunu ve bulaştığı makinadan kötü çocuklara internet üzerinden geriye bilgi gönderdiğini tesbit etmiş. |
Bu truva atı tarafından doküman, şifre, web sitesi sörf alışkanlıkları gibi hassas bilgilerin çalınabileceğini ortaya koymuşlar. Random.JS’nin tesbit edilmemek ve yayılmak için farklı metodları varmış. Anti virüs kontrollerini atlatabiliyor ve zararlı kodu yasal sitelerde saklayabiliyormuş. Random.JS, bir javascript kodu ve her ulaşıldığında şekil değiştiriyormuş. Bundan dolayı geleneksel virüs kontrol programları truva atını tesbit edemiyormuş. Random.JS web sayfasına, kullanacağı zaralı komut dosyasını aktif bir şekilde gömüyormuş. Rastgele bir dosya adı veriyor ve kullanıcı kirlenmiş dosyayı bir kere alınca, bir sonraki isteklerde o sayfaya başvuru yapılmamasını sağlıyormuş. Bu da daha sonra yapılacak forensics çalışmalarında zararlı kodun tesbit edilmemesini sağlıyormuş. Random.JS Toolkit, yüksek teknoloji suçları içerisinde yeni trendin bir örneği olarak gösteriliyor ve güvenilir web sitelerinin altını kazacağı düşünülüyor.
|
Yazının başlığını, İngilizce orijinalini temel alarak yazdım. İzlediğim blog’lar içerisinde yer alan Jason Hiner bu konuyu kaleme almış, beğendim ve buraya taşımak istedim. Ben de uzun sayılabilecek bir süredir bilişim sektöründeyim ve listelenenlere katılıyorum. Oldukça güzel hazırlanmış. Ben de çalışanlardan ziyade işveren açısından bir madde ekliyorum |
Evet bilişim sektöründe çalışmaya yeni başlayacak ya da yeni girmiş kişiler için bilinmesi gerekenler. Bu arada aşağıdaki liste yazılım geliştirenler hedef alınararak hazırlanmamış. Diğer taraftan sektörde çalışacak “teknik” kişilerin dikkatine sunuluyor…
10. Bilişimde maaşlar diğer sektörlere göre yüksek, fakat size yüksek ödedikleri için size sahip olduklarını düşünürler.
9. Kullanıcılar aptalca hatalar yapıyorsa bu sizin hatanız olacaktır.
8. Her hangi bir günde üzerine birçok semer vurulmuş eşek ve bir kahraman arasında gidip geleceksiniz.
7. Sertifikalar sizi teknolojiyi en iyi bilen yapmayacaktır ama daha iyi bir iş ve ücret imkanı sağlayabilirler.
6. Teknik olmayan çalışma arkadaşlarınız sizi evdeki bilgisayarları için destek olarak kullanacaklardır.
5. Birlikte çalışacağınız danışmanlar işler kötü gittiğinde sizi suçlayacaklardır.
4. Eski teknolojileri hayata geçirmek için yeni olanlardan daha fazla zaman harcayacaksınız.
3. Yeni teknolojiyi hayata geçirirken sık olarak kıdemli bilişim profesyonelleri size en büyük engel olacaklardır.
2. Bazı bilişim profesyonelleri yeni teknolojileri, iş süreçlerine yardımcı olmaktansa kendi güçlerini sağlamlaştırmak için hayata geçiriyorlar.
1. Bilişim profesyonelleri teknik olmayan yöneticilerinin kafasını karıştırmak için teknik dil kullanırlar ve gerçekleri saklarlar.
Türkiye’de yaşayan kişiler olarak, yazılan bu her başlığın altını bize göre doldurmak mümkün. Ama burası ona yetmeyecek, belki sonra teker teker altlarını dolduruz.
Peki yukarıda vurguladığım “işverenler” için bilinmesi gereken en önemli sır nedir? Bunu da yıllar önce yöneticim olan ve kendisini örnek aldığım bir kişiden duymuştum.
Bilişim sektörü “buz üzerine yazı yazmak” gibidir… Evet bu sektörde insanlar bir şirkette çalışmaya başlar, şirket o kişiye yatırım yapar, yatırım yapılan, tecrübe edinen, eğitilen kişi daha sonra başka bir şirkete gider. Hatta rakip firmaya
Esasında bu bir sır değil, sektör içerisinde olan herkesin bildiği ve işin doğasından kaynaklanan bir durum.
![]() ![]() |
Hepimizin duyduğu, hemen her gün karşı karşıya kalabileceğimiz önemli bir konu. Bu bilgisayar zararlıları arasında bazı farklar var. Nedir bunlar? Virus: Bir bilgisayar virüsü, kullanıcının bilgisi ya da izini olmaksızın bilgisayarın işleyişini değiştiren küçük bir program. Bir virüs kendini çalıştırabilmeli ve kopyalayabilmeli. Bazı virüsler bilgisayara, programlara zarar vererek, bazı dosyaları silerek veya en kötüsü sabit diski formatlayarak zarar verebiliyorlar. Diğer bazıları ise zarar vermek üzere tasarlanmamış, sadece kendilerini kopyalayarak varlıklarını yazı, görüntü ya da ses olarak gösterebiliyor. Bu bazıları iyi huylu olmalarına rağmen problem çıkartabiliyor. Bilgisayarın belleğini meşgul edip, düzensiz davranışlarından dolayı bilgisayarın kilitlenmesine sebep olabiliyorlar. Virüslerin, bilgisayardaki etki alanları ve noktalarına göre değişen birkaç tipi var. |
Truva Atı:
Truva atları sahtekar. İlk bakışta faydalı görünen programlar ama bilgisayara yüklendikten sonra zarar veriyorlar. Virüs ile arasındaki fark, truva atları kendilerini kopyalamıyorlar. Evet zararlı kod içeriyorlar ve tetiklendikleri zaman verinin kaybolmasına ya da çalınmasına sebep oluyorlar. Truva atlarını, bilgisayarınıza gelen e-posta eklerini açarak ya da internetten bazı dosyaları indirerek davet edebilirsiniz
Solucan:
Kendi kendini kopyalayan bir program. Diğer noktalara ulaşmak için bilgisayar ağını kullanıyor ve bunu kullanıcı müdahelesi olmadan yapabiliyor. Virüs’lerin tersine kendini bir başka programa bağlamasına gerek yok. Solucanlar band genişliğini kullanarak bilgisayar ağı performansı düşürebiliyorlar. Bununla beraber virüsler bilgisayar üzerindeki dosyalara zarar veriyorlar.
Peki bunlardan korunmak için ne yapmak lazım? Internetten bilmediğimiz programları indirip çalıştırmamak iyi fikir… Her gelen e-postanın ekinde bulunan dosyaları da açmamak lazım. İşletim sistemini (çoğu insan Windows kullanıyor) güncel tutmak lazım. Windows işletim sistemi için her gün birçok açık yayınlanıyor. Mutlaka ve mutlaka bir AV (anti virus) programı kullanmak gerekiyor. Bilgisayara her yeni eklenecek dosyanın, virüs tarayıcısı tarafından incelendikten sonra yüklenmesinde fayda var.
Çevremde gözlemlediğim şey, insanların canı yanmadan bu tür kontrollere / önlemlere kulak kabartmaması. Ne zaman ki kişinin başına bir şey geliyor, zarar görüyor, işte o zaman hızlıca çözüm bulmaya çalışıyor. Bununla birlikte her şey tekrar düzene girince yeniden birçok nokta göz ardı edilmeye başlıyor