Algın Erozan

You are currently browsing the Yaşam category.

Mezuniyetimin 20.yılı

Bugün ailece Ankara’ya gittik. Sebebi, ODTÜ’den mezun oluşumun 20.yılı :-) ODTÜ mezunlarla iletişim web sitesinden 27 Haziran’da yapılacak mezunlar günü ile ilgili ayrıntıları 1 ay önce almıştım. Kalacak yer için ODTÜ konukevinden 3 kişilik yer ayırttım. Sabah eşim Sibel ve kızım Zeynep ile birlikte yola çıktık. Öğlen 12:30 gibi ODTÜ’ye vardık. Programa göre 14:00 – 14:30 arası bölümlerde 10, 20 ve 30.yılını dolduran mezunlara madalyaları verildi. Ben 10.senemi doldurduğum zaman 10.yılını dolduranlara madalya verilmiyordu. 20 sene önce birlikte mezun olduğumuz arkadaşlardan ancak 1-2 tanesini görebildik. Maalesef herkes gelememişti. Sonrasında Kültür ve Kongre merkezinde 40 ve 45.yılını dolduran mezunlara madalyaları rektör tarafından takdim edildi. Eski yöneticilerim Ahmet Yurtseven ve Zafer Kurdakul da 40.yıl madalyalarını almak üzere gelmişlerdi. Onlarla da kısa görüşme imkanım oldu.

Eşim de ODTÜ’den arkadaşım, üniversite dönemini birlikte yaşamıştık. O da 2 sene sonra 20.yıl madalyasını alacak. Okulu tekrar dolaşma ve anılarımızı yad etme imkanı oldu. Zeynep’e hem okulu tanıttık hem de aklımızda kalan güzel olayları mekanları göstererek aktardık. Çok keyfili bir hafta sonuydu. İnşallah 40.yılımızı da sağlıklı bir şekilde kutlama imkanımız olur.

Okulun şu andaki imkanlarını görünce insan şimdi okumak varmış demeden geçemiyor. Sosyal imkanları çok çeşitlenmiş, gerçekten çok keyifli bir ortam var. ODTÜ’nün mezunlarına sahip çıkması onları bir araya getirme çabası insana büyük bir haz veriyor. Bizler de okulumuza sahip çıkmaya çalışıyoruz, ODTÜ’lü kimliğimizi gururla bütün yaşamımıza taşıyoruz. Çevremdeki gençlere bir ODTÜ’lü olarak ODTÜ’ye girmeleri için tavsiyede bulunuyorum. Zeynep’in tercihi ne olacak bilmiyorum ama o da annesi ve babası gibi ODTÜ’lü olursa bundan çok memnun olacağım.

Share/Save/Bookmark

Posted June 27th, 2009.

Add a comment

Mutlu son :-)

Sonunda yedeğini almış olduğum blog veritabanını geri yüklemeyi başardım. Yanlışlıkla silmiş olduğum yorumlar geri geldi. Hosting aldığım firma ile yaptığım yazışmalar, blog’umu takip eden Semih Yağcıoğlu’nun ve PRO-G’den arkadaşım Sezai’nin desteği ile çözüme ulaştım. Semih ve Sezai’ye destekleri için teşekkür ediyorum.

Posted June 17th, 2009.

Add a comment

Maalesef yorumlar silindi :-(

Bir web sitesini yönetmek gerçekten zor bir iş. 3 yıldır blog sitemi sürdürmeye çalışıyorum. Zaman içinde bir sürü zorlukla karşılaştım. Hosting hizmeti aldığım firma kapandı. İnsanlara ulaşamadım. Alan adını da hosting yapan firmadan almıştım. Berbat bir durumdu. Sonrasında başka bir firmaya geçtim. Blog sitemi wordpress üzerine kurdum. Günlük koşuşturmadan sonra akşamları vakit buldukça siteme girip düzeltilmesi gerekenleri yapmaya çalışıyorum.

Yazılarıma her gün yüzlerce spam yorum geliyor. Onları temizlemeye çalışıyorum. Dün 264 adet spam yorumu temizlerken yanlışlıkla “delete” link’ini kullandım ve daha önce yazılmış spam olmayan gerçek yorumlar da silindi. Geri dönüşü yok. Şu anda wordpress bunu desteklemiyor. İnsanların itina ile yazmış olduğu değerli yorumlar uçup gitti :-( Şimdi bu kişilere dönüp bir daha yorum yazmalarını isteyemem. Ama bununla beraber blog’umun kullanmakta olduğu veri tabanının bir yedek kopyasını da 3 gün önce almıştım. Şimdi bu yedek kopyayı geri yüklemeye çalışıyorum. Çalışıyorum diyorum çünkü hosting aldığım firmanın bana sunduğu olanaklar çerçevesinde yaptığım denemelerde sürekli hata aldım, başarılı olamadım. Zaman harcıyorum, uğraşıyorum… Bir musibet bin nasihattan iyidir derler. Bundan sonra spam yorumları çok dikkatle temizleyeceğim. Bir daha böyle bir şeyle karşı karşıya kalmak istemiyorum. WordPress kullanarak kendi sitelerini yönetmeye çalışan arkadaşlara da tavsiyem, sık sık veri tabanlarının yedeğini alsınlar ve  yorumları yönetirken de çok dikkatli olsunlar… Yapılan hatanın maalesef şu anda geri dönüşü yok.

3 gün öncesine dönmeye çalışıyorum, veri tabanının yedek kopyasını geri yüklemek için uğraşıyorum, ne kadar zaman alacak bilmiyorum, elimden geleni yapacağım.

Posted June 14th, 2009.

1 comment

Yelkenli ile tanışma…

Bugün kızım Zeynep ile birlikte Fenerbahçe Spor Kulübü Dereağzı Tesislerinde temel seviyede yelken eğitmine başladık. Çalıştığım şirket Avea’da bu konuda bir sosyal kulüp var. Çalışma arkadaşlarımdan bazıları yelken eğitimlerine devam ediyor. Sohbetlerimizde ne kadar keyifli bir aktivite olduğunu konuşuyorduk. Daha önce yelkencilik konusunda hevesim yoktu. Zeynep için de değişiklik olur diye eşimle birlikte düşündük ve başlayalım dedik.

Şirkette bu aktiviteyi koordine eden kişilerle zamanlaması için konuştuğumuzda 4 kişinin olması gerektiğini söylediler. Geçen hafta yazışmalarımızda şirketten iki kişi daha çıktı ve bu hafta sonuna ilk dersi ayarlayabildik. Belirttiğim gibi bugün başladık. Başlangıç seviyesindeki bu eğitim, her ders 2 saat olmak üzere, 12 saat sürecek. Vurguladığım gibi çok hevesli değildim ama işin içerisine girince çok keyif aldım. Zeynep de memnun oldu. Yelkenlinin içinde çok çalıştık ve yorulduk ama keyif aldık. Sanırım bundan sonra yelkencilik aktivitesine devam ederiz.

Bugün havada pek rüzgar olmadığı için çok fazla bir şey yapamadık. Rüzgarlı olan bölgeye gidip, kısa süreli de olsa, tekneyi kullandık. Temel terimleri öğrenmeye başladık. Oldukça fazla terim var ve bunların bilinmesi gerekiyormuş. Terimlerin oturması için birkaç defa daha görerek, duyarak ve içinde bulunarak tekrarlamak gerekecek. Bu arada yelkenli ve kullanmaya yönelik terimler dışında düğüm atmayı da öğrenmemiz gerekecek. Lise yıllarımda öğrendiğim ama şimdi nasıl yapıldığını hatırlamadığım “camadan” düğümü dışında da birçok düğüm varmış. Bu düğümleri de zaman içerisinde öğreneceğiz.

Gerçekten çok keyifli bir aktivite, öğrendiklerimi zaman zaman burada paylaşacağım.

Share/Save/Bookmark

Posted May 16th, 2009.

Add a comment

Proje Yönetimi Yüksek Lisans ?

Proje Yönetimi gerçekten  önemli bir konu. Artık şirketler rekabet şanslarını arttırabilmek, ürettikleri ürün ya da hizmetleri pazara zamanında ve bütçesinde sunabilmek için proje bazlı organizasyonlar haline dönüşmeye çalışıyor. Proje ya da Program Ofislerini kendi bünyelerinde kuruyorlar. Proje Yönetimi, Türkiye’deki üniversitelerin bazı bölümlerinde ders olarak okutuluyor. Endüstri Mühendisliği bölümlerinde ders olarak işleniyor. Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinde ise Yazılım Mühendisliği dersi içerisinde konu olarak kısıtlı bilgi veriliyor. Diğer bazı branşlarda da bazı dersler içinde özet bir konu şeklinde ele alınıyor. Türkiye’de şu ana kadar benim bildiğim, duyduğum proje yönetimi yüksek lisans programı maalesef yok. Proje Yönetimi konusunda daha detaylı bilgi almak isteyen bir kişi, bu konuda eğitim veren bazı şirketlere başvurmak durumunda. Evet, Türkiye’de bu konuda faaliyet gösteren birkaç eğitim şirketi var. Bu eğitim şirketleri de bu konuda profesyonelleşmiş eğitmenler ile, eğer talep toplayıp sınıf açabilirlerse, dersler veriyorlar. Proje Yönetimi bilincinin, disiplininin yaygınlaşması için bu yeterli mi? Bana göre değil!

Ben, proje/program yönetimi konusunda çalışan bir profesyonel olarak, çevremdeki insanlarla bu konuda konuşarak ve zaman zaman şirketimde eğitim vererek proje yönetimi bilincinin yaygınlaşması için bir çaba sarf ediyorum.  Bu konuda çalışan arkadaşlarım var, onlar da çaba gösteriyorlar. Vurguladığım gibi bu tip bireysel, küçük ölçekli çabalar maalesef yeterli olmuyor.

Diğer bir açıdan bakıldığında da üstünde durulması gereken konu, piyasada bu konudaki ihtiyaç nedir? Bir kişinin proje yönetimi konusunda profesyonel bir kariyer çizgisine girmesi için şirketlerin bu konuya gereken önemi vermesi gerekiyor ki talep oluşsun.

Üniversitelerimizde de daha profesyonel eğitim alınabilmesi için proje yönetimi konusunda akademik programların açılması gerektiğini düşünüyorum. Amerika ve Avrupa’daki birçok üniversitelerde proje yönetimi konusunda yüksek lisans (MSc Project Management) yapabilme imkanı var ve çok revaçta. Daha önce bir yazımda belirtmiştim. PMI’nın PMBOK 4.baskısı büyük bir kurumun sponsorluğunda Türkçe’ye çevirildi. Ben de bu çeviri çalışmalarına danışman olarak destek oldum. Bu çalışmanın hedefi PMBOK Türkçe dokümanını üniversitelere ücretsiz vermek. Bu önemli bir çalışma. Proje Yönetimi konusunun üniversite öğrencilerine sunulması mümkün olacak ve konunun bilinirliği artıp yaygınlaşacak. PMI’ya kayıtlı PMI Türkiye chapter’ı da kuruldu. Hem PMI Türkiye hem de bu büyük kurumun desteği ile proje yönetimi konusunda daha profesyonel gelişmeleri görebileceğiz.

Bu konudaki gelişmeleri ve düşüncelerimi zaman zaman burada yazmaya devam edeceğim.

Posted May 6th, 2009.

8 comments

Mini Helikopter

İçimdeki çocuk zaman zaman ses veriyor. Çocukların ilgi gösterdiği oyuncaklara ilgi gösteriyorum. Hevesimi bazen bastırıyor bazen de teslim oluyorum. İki sene önce bir fuarda uzaktan kumandalı bir helikopter görmüştüm. O zamandan beri oynamak ve hevesimi gidermek üzere tatmin olmak için bir helikopter alsam iyi olacak diyordum. Birkaç hafta önce ev ile ilgili bazı işleri görmek üzere Kadıköy’e indim. Elektronik malzeme satan bir dükkanın önünden geçerken 10cm büyüklüğünde bir helikopteri uçarken gördüm ve dükkan sahibi ile sohbete başladım. Ellerinde bu küçük helikopter dışında daha profesyonel helikopterler de vardı. Biraz bilgi sahibi oldum. Dayanamadım ve bu mikro helikopter’i satın aldım. Bu tip helikopterler kapalı alanlarda uçurmak üzere tasarlanmış. Infrared kontrollü olan bu helikopter’i uçurabilmek kolay değil. Kumandanın üzerinde toplam 4 kontrol düğmesi var. Fakat gerçekten zormuş, çok uğraştım ve sonunda uçurabildim. Kızım Zeynep de heveslendi. Evin içinde uçurmaya çalışıyoruz. Uçarken kontrolden çıkıyor, sağa sola çarpıyor. Tekrar tekrar deneyerek kontrol etmeyi başarabiliyorsunuz.

Çok eğlenceli, uçurabildiğim zaman sanki çok önemli bir şey başarmış gibi hissediyorum ve içimdeki çocuk mutlu oluyor. Bakalım, bu küçük oyuncak bir süre sonra daha profesyonel bir helikopter almamı gerektirebilir. Bu tip oyuncaklara ilgi gösteren herkese tavsiye ediyorum. Pahalı değil, Çin malı bu model 25-30TL civarında.

Posted March 1st, 2009.

6 comments

2008′in son yazısı…

2 yıldır blog sitemde yazılar yazıyorum. Ağırlıklı olarak proje yönetimi olmakla beraber zaman zaman bilişim, klasik gitar, yaşam konularında da yazılar yazdım. Yine bu konularla ilgili yazılar yazmaya devam edeceğim. Zaman içerisinde ilgi alanıma giren yeni konularla ilgili de yazılar yazmayı düşünüyorum. Bu sene işlerimin yoğunluğundan dolayı ortalama ayda bir yazı yazabildim. Daha sık yazmak istiyorum ama sanırım bir süre daha böyle devam edecek. Bugün blog siteme, sağ kolon en alta, online oynayabileceğiniz SUDOKU yerleştirdim. Sudoku oynamayı seviyorum. Sitemi ziyaret edenler içerisinde de bu oyunu sevenler varsa farklı zorluk derecelerinde oynayabilirler.

Bugün 2008 yılını bitiriyoruz. Hepimizin birbirimize anlatacağı, yıl içerisinde yaşadığımız acı-tatlı hikayeleri var. Evet yıl bitiyor, yaşanmışlıkları ardında bırakarak. Yeni bir yıl başlıyor. Bir taraftan bakıyoruz 365 gün, ne kadar uzun diyoruz. Bir başka taraftan bakıyoruz, geçmiş senelerde olduğu gibi göz açıp kapayana kadar hızla geçecek. Benim için oldukça hareketli ve verimli bir sene oldu 2008. Hedeflerime ulaştım, sağlığım yerinde, mutluyum. Bir sene insan için böyle geçince gelecek senenin de daha iyi geçmesi beklentisi yükseliyor, doğal olarak. 2009 için de hedeflerim var ve onlara ulaşmak için çok çalışacağım. Sitemi ziyaret eden herkesin yeni yılını kutluyor, sevdikleriyle mutlu ve başarılı bir yıl geçirmelerini diliyorum.

Posted December 31st, 2008.

Add a comment

Amerikan Ekonomisi Neden Güç Durumda?

Yaklaşık 2 sene birlikte çalıştığım Burak’ın (Dayıoğlu) blog’unu zaman zaman ziyaret edip yazdığı yazıları keyifle okuyorum. Sağdaki Blogroll’da sitesinin link’i var. Şimdi tekrar girip neler yazmış diye bakmak istedim ve çok keyifli bir yazıyla karşılaştım. Ben de Burak’ın ifadesi ile yazıyı buraya taşıyorum.

Dünyaca ünlü yatırım analisti ve girişimci Dr. Marc Faber‘in ABD ekonomisi ile ilgili yorumu:

Federal Hükümet her birimize $600 iade (rebate) gönderiyor. Biz bu paraları Wal-Mart’ta harcarsak paralar Çin’e gidiyor. Eğer benzin alırsak Araplara gidiyor. Eğer bilgisayar alırsak Hindulara gidiyor. Eğer meyve ve sebze alırsak Meksika, Honduras ya da Guatemala’ya gidiyor. İyi bir araba alırsak Almanya’ya gidiyor. Eğer lüzumsuz ıvır-zıvır alırsak Tayvan’a gidiyor ve hiç birisi Amerikan ekonomisine yaramıyor. Bu parayı evde (ABD’de) tutmanın tek yolu parayı fahişelere ve biraya yatırmaktır; çünkü bunlar halen Amerika’da üretilen yegane ürünlerdir. :-)

Posted November 12th, 2008.

3 comments

Numara Taşınabilirliği Başladı

9 Kasım 2008 pazar günü “Numara Taşınabilirliği” başladı. Ben de, Avea’nın bir neferi olarak, çevremdekileri numaralarını değiştirmeden Avea’ya geçmeleri için davet ediyorum. Doğal olarak ilk soru “neden başka bir operatör’e geçeyim?” Nedeni çok basit. Bulunduğun operatördeki aboneler arası görüşme ücretinden daha uygun fiyata diğer operatördeki arkadaşların ile görüşebileceksin! Bu geçerli bir neden. Hazırlıklarımız tamamlandı, numarasını Avea’ya taşıyan bir kişi hem ucuza görüşecek hem de numarasını değiştirmesine gerek kalmayacak ve “gerçek fiyata kaliteli iletişime” kavuşabilecek. Bunun için en yakın Avea bayisine gidip birkaç dakika içerisinde işlemlerinizi tamamlayarak numaranızı taşıyabilirsiniz. Herkesi, mevcut numarasıyla doya doya konuşma fırsatını yakalamak üzere Avea’ya davet ediyoruz. Numara Taşınabilirliği için hazırladığımız “ringa” için aşağıdaki play tuşuna tıklayabilirsiniz.

Posted November 10th, 2008.

Add a comment

Tissot

Yazının başlığını Tissot olarak belirledim. Nedenini kısaca açıklamaya çalışacağım. 15 Eylül ile 18 Ekim arasında çalıştığım şirketteki 15 arkadaşa PMP hazırlık eğitimi verdim. Daha önce de proje yönetimi kavramları ve PMP hazırlık eğitimleri vermiştim. O eğitimlere bu konuya ilgi duyan ve kendini geliştirmek isteyenler katılıyordu. Katılımcıların hemen hepsi PMP olmak istediklerini bir şekilde vurguluyorlardı. Katılımcılar içerisinden belki bir kişi PMP olabiliyordu. Bunun nedeni insanların hevesle başladıkları süreci eğitim bittikten sonra devam ettirmemesiydi. Eğitimi tamamlayan bir kişi sıcağı sıcağına çalışmalarına devam edip sınava konsantre olduğu takdirde başarıya ulaşabiliyor. Eğitimi aldıktan sonra bir süre geçince doğal olarak bir kopukluk oluyor ve her şeye yeniden başlamak gerekiyor ki bu da kolay olmuyor.

Şirketimde verdiğim eğitim daha öncekilerden farklıydı. Eğitimi alan arkadaşlarım Proje Yöneticisi görevini sürdüren profesyonel katılımcılardı. Eğitim süresince çok güzel sorular sorarak müthiş bir katılım sağladılar. Hepsi PMP olmak üzere kendilerini konulara ve kavramlara odakladılar. Yaptığım sınavlara konsantre oldular. Benim için de keyifli ve verimli bir deneyim oldu. Program Yöneticisi olarak bu eğitimi şirkette vermemdeki amaç hem PMP sayısını arttırmak hem de proje yönetimi kültürünün yaygınlaşmasını desteklemekti.

Peki neden bu yazıma “Tissot” başlığını verdim? Geçtiğimiz Cuma günü bu arkadaşlarımla bir deneme sınavı yapmak için sözleştik. Ben elimde soru kağıtları ile toplantı odasına gittiğim zaman arkadaşlarım bana küçük bir törenle almış oldukları hediyeyi verdiler. O hediye, çok şık Tissot marka bir kol saatiydi. Şimdiye kadar bu şekilde hediye almamıştım. Şaşırdım, sevindim ve kendimi çok iyi hissettim. Diğer taraftan içlerinde benim kol saatlerine olan özel ilgimi bilen yoktu. Eşim bilir, beni yakından tanıyanlar bilir ama bu konuda çevremde pek konuşmam. Bu açıdan da benim için çok özel bir hediye oldu.

Onlarla paylaştığım bilgilerden memnun kalmış olduklarını söylemişlerdi ki bu da beni çok mutlu etmişti. Üzerine memnuniyetlerini bir hediye ile somutlaştırarak tekrar ifade ettiler. Tissot kol saatini özenle kullanacağım.

Bu arkadaşlarım çalışmalarına devam ediyorlar, zaman zaman gelip bana sorular soruyorlar, ben destek vermeye devam ediyorum. Onları 2-3 ay içerisinde PMP olarak göreceğim ve bundan gurur duyuyorum.

Posted October 27th, 2008.

Add a comment