Algın Erozan

You are currently browsing the Yaşam category.

Pareto Kuralı, 80:20

80:20 kuralını pek çoğumuz bir şekilde duymuştur. Pareto kuralı olarak da bilinir. Peki nedir bu pareto kuralı? 1848 – 1923 tarihlerinde yaşamış olan İtalyan Vilfredo Pareto, bu kuralı ortaya koymuş. Kendisinin mühendis, sosyolog, ekonomist ve filozof olduğu kayıtlarda yazıyor. Vilfredo Pareto 1906 yılında İtalya’da yaşayan insanların %20′sinin toprakların %80′inine sahip olduğunu gözlemlemiş.

 

Genel bir işletme kuralıdır satışların %80′i müşterilerin %20′sinden gelir. Örnekler çoğaltılabilir…

  • şikayetlerin %80′i müşterilerin %20′sinden gelir
  • satışlarınızın %80′i satış ekibinizde çalışanların %20′sinden gelir
  • zamanımın %20′si çözümün %80′inini oluşturur
  • paydaşların %20′si %80 dikkat ve özen gerektirir

Proje Yönetiminde de Pareto kuralı kullanılır. Başka bir yazıda proje yönetiminde pareto kullanımını aktarmaya çalışacağım.

Hayatımız bakarsak birçok şeyin bu kural etrafında seyrettiğini görebiliriz. Zamanımızın ve enerjimizin kullanımı 80:20 kuralı ile harcanıyor. Hayatımızı pareto kuralı çerçevesinde incelediğimizde hangi işe ne kadar zaman ayırdım ve ne elde ettim? Bu şekilde bakarsak belki işlerimizi önceliklendirmede yardımcı olur.





Share


Posted July 31st, 2011.

Add a comment

Avea’dan ayrılışım…

31 Mart 2011 tarihi itibarı ile Avea’dan ayrıldım. Avea’da 3 yıl çalıştım. 2010 Aralık ayının sonuna kadar Program Yöneticisi, 2011 Ocak ayından itibaren de Proje Yöneticisi olarak görev aldım. Aldığım görevlerin dışında Avea’da Proje Yönetimi kültürünü yerleştirmek için yaklaşık 100 kişiye eğitim verdim. Bu arkadaşlarım içinden 46 tanesi şimdiye kadar zorlu PMP sınavını geçerek PMP de oldular. Bu yılın sonuna kadar da 7-8 kişi daha PMP olacaktır. Daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım hepsiyle gurur duyuyorum.

Bu kadar kişiye yaptığım iş dışında eğitim de verdiğim için şirketle aramda duygusal bir bağ oluştu. 22 yıldır çalışıyorum, birçok kişiyle çalıştım daha önce ama bazılarını unutmuşumdur. Fakat Avea’daki arkadaşlarımı unutmayacağım. Çok keyifli bir dönem geçirdik onlarla birlikte…

Bugün, 20 Nisan 2011,  Avea’daki çalışma arkadaşlarımla öğlen birlikte yemek yedik. Bu bir veda yemeğiydi. Benim vedam… Çok şanslıyım, bu veda yemeğinde yaklaşık 50 kişi vardı, çok duygulandım, çok memnun oldum. Gelemeyenler de telefonla aradılar. Ayrıca benim için çok özel ve güzel bir saat hediye ettiler. Şimdiye kadar rastlamadığım büyüklükte bir topluluk… Beni seven ve benimle bir öğlen yemeğinde bir arada olmak isteyen tüm arkadaşlarıma teşekkürler. Sizleri unutmam mümkün değil, hediye olarak verdiğiniz saati de sizleri anarak özenle kullanacağım.

Yemekten birkaç fotoğrafı da aşağıda paylaşıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Posted April 20th, 2011.

6 comments

Dünya İstatistik Günü, 20 Ekim 2010

20 ekim tarihi dünya istatistik günü olarak kutlanıyor. 20 Ekim 2010 tarihi bu kutlamanın ilk tarihi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 64/267 sayılı kararnamesi ile, 20 Ekim 2010 tarihinin “Resmi İstatistiklerdeki Başarıların Kutlanması” ana teması altında ve hizmet, doğruluk ve profesyonellik ana ilkeleri göz önüne alınarak “Dünya İstatistik Günü” olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. Üye ülkelerin yanı sıra, Birleşmiş Milletlere bağlı alt kuruluşlar, diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlar ile sivil toplum örgütlerinin de söz konusu kutlamaya katılımı teşvik edilmektedir.

Ben de lisans eğitimini İstatistik üzerine yapmış ve bu konunun önemini bilen bir kişi olarak dünya istatistik gününü kutluyorum. Bizde bu konuya yeterince önem verilmediğini düşünüyorum ama zamanla bu bilinç artacaktır, buna inanıyorum. Daha önce yazmış olduğum bir yazıda, “Matematik yerine İstatistik”,  Prof Dr. Arthur Benjamin’in vurguladığı ve benim de aynı fikirde olduğum yaşayan insanların istatistik bilmesi, olaylara istatistiki olarak yaklaşması hayatımızı kolaylaştıracaktır.

Bilinirliğin artması adına ülkemizde de istatistik konusunda etkinliklerin çoğalmasını bekliyorum.

Share/Save/Bookmark

Posted October 20th, 2010.

Add a comment

Nook e-kitap okuyucu

Şirketten arkadaşım, Murat, bayramda Amerika’ya gitti. Öncesinde hem o hem de ben e-kitap okuyucu için araştırma yapmıştık. Birçok kişinin bildiği Amazon’un Kindle’ı ve Barnes & Noble’ın Nook’u bu konuda öne çıkıyor. Farklı markaların başka okuyucuları da var. Daha önce bu ürünleri inceleme fırsatımız da olmamıştı. Internet’ten yaptığım araştırmalarda benim değerlendirmeme göre Nook, Kindle’a göre daha öne çıktı ve Murat’a Nook siparişi verdim. Bu cihazları Türkiye’den sipariş ederek getirtemiyorsunuz. Ancak giden birisine sipariş etmek gerekiyor.

20 Eylül’de Murat Amerika’dan döndü ve sipariş ettiğim Nook’u getirdi. O da kendisine Kindle aldı. Kindle 139$, Nook ise 149$ fiyatla satılıyor. Her ikisi de e-ink teknolojisini destekliyor ki cihaz üzerinde bir dokümanı okumaya çalışınca sanki bir kağıt üzerinde yazılmış gibi görüyorsunuz. Bunu sağlayan da e-ink teknolojisiymiş. Bu cihazlar farklı formattaki dokümanları destekliyor. Her ikisinde de pdf formatında bir dokümanı okuyabiliyorsunuz. Bununla birlikte Nook’un desteklediği e-kitap formatı “e-pub”, Kindle’ınki ise “mobi”. Kitaplar için para ile satın alınabilen Amazon ya da Barnes & Noble gibi siteler var, aynı zamanda ücretsiz kitap edinebilecek siteler de mevcut. Maalesef henüz Türkiye’deki e-kitap sayısı çok az. Idefix, D&R gibi web sitelerinde Türkçe e-kitap’lar var ama vurguladığım gibi az. 2 haftada Nook’tan iki kitap okudum. Oldukça  başarılı. Kitap okuyan bir kişi için güzel bir cihaz, binlerce kitabı fiziki olarak bir yere yerleştirme zahmetinden sizi kurtarıyor. Kağıt gibi olduğu için karanlıkta ekstra dışarıdan ışığa ihtiyaç var. Cihazın üstüne takılabilen aydınlatma aksesuarlarını da piyasaya sürmüşler.

Niye Nook seçtim? Kindle ile Nook karşılaştırınca her ikisinin de avantaj ve dezavantajlı özelliklerinin olduğunu görüyorsunuz. Öncelikle Kindle, Nook’tan daha hafif. Ayrıca Kindle’da sesli okuma özelliği var. Nook ise Android tabanlı bir cihaz. Üstündeki işletim sistemi kırılabiliyor. Böylelikle birçok ilave özellik kullanıma geliyor. Nook’u Kindle’dan ayıran diğer önemli farklar ise Nook’ta pil değiştirmek mümkün ve üzerine microSD ilave bellek takılabiliyor. Ayrıca üzerindeki yazılım güncellenebiliyor. Nook’un bu özellikleri, Kindle’dan daha ağır olmasına rağmen, Nook’u seçmeme neden oldu. Seçimimden memnunum. Bu konu ile ilgilenenlere tavsiye ediyorum. Google’dan topladığım karşılaştırma linkleri aşağıda, inceleyebilirsiniz.

http://ezinearticles.com/?Kindle-Nook-Comparison—Which-E-Reader-is-Right-For-You?&id=4514665

http://comparisonz.com/comparisons/100142/kindle-vs-nook/

http://www.teleread.com/2010/08/04/comparison-of-kindle-wifi-and-nook-wifi-by-kindle-review/

http://ireaderreview.com/2010/04/24/kindle-vs-nook-review-2010/

e-kitap okuyucularla ilgili Türkiye’deki en kapsamlı araştırma ve inceleme, dilerseniz aşağıdaki link’i inceleyebilirsiniz.

http://gofret.wordpress.com/2010/12/18/turkiye%E2%80%99deki-en-kapsamli-e-kitap-okuyucu-arastirmasi-ve-incelemesi/

Share/Save/Bookmark

Posted October 8th, 2010.

3 comments

Güzel kızım, Zeynebim, bugün Amerika’ya uçtu…

Daha önce de birkaç yazımda vurgulamıştım blog’uma olabildiğince iş ağırlıklı yazılar yazıyorum. Arada sırada hobilerim ve kendi yaşamım ile ilgili yazılar da yazıyorum. Bugün yaşadığım yoğun duygular ve düşündüklerimin kayıt altına alınması için bu yazıyı yazmak istiyorum.

Kızım, Zeynep, bugün 12:15′de Delta Airlines ile Amerika’ya uçtu. Öğrenci Değişim programı kapsamında geçen sene sınava girdi ve başarıyla geçti. Yaklaşık 2 yıldır bunu kendisi istiyor. Lise 3′ü orada okuyacak. Bu kendi kararıydı. Eşim ve ben onu yönlendirmedik. Kendi vermiş olduğu karardan dolayı onu destekledik. Son3-4 aydır hazırlıkları sürüyordu. Eşim inanılmaz koşturdu, hazırlıkları için en ince detayına kadar uğraştı onu hazırladı. Bu hazırlık sürecinde içimde oluşan duyguları anlatamam. 17 yıldır kızımla beraberiz. 2 sene önce 1 aylığına İngiltere’ye gitmişti. En uzun ayrı kaldığımız süre oydu ama o zaman bu kadar etkilenmemiştim. Bu sefer çok daha uzun bir süre…

Zeynep, Amerika’da Virginia Beach şehrinde kalacak. Okyanus kıyısında 500.000 nüfusu olan sevimli bir yer. Kalacağı ailenin biri 17 yaşında diğeri de 12 yaşında iki kızı var. Anne öğretmen, baba bankacı. Gideceği yer belli olduktan sonra Zeynep aileyle iletişim kurdu. Aile heyecanla Zeynep’i bekliyor. Oradaki ailesi bizlere ve kendisine çok sıcak mesajlar gönderdiler. Eşimle benim ilk başlardaki tedirginliğimiz gitti. Zeynep’in yaşında olan Victoria diplomat olmak istiyormuş. Türkiye ve Türkçe ile ilgileniyor. Geçen sene Ankara’ya gelmiş bir süre kalmış. Bu yıl da Istanbul’a Türkçe öğrenmeye geldi Temmuz başında ve 6 hafta burda kaldı. Zeynep gitmeden Victoria ile tanışma fırsatı oldu. Bu onun için çok iyi oldu. Onun da içinde bazı tedirginlikler vardı. Amerika’da beraber olacağı, aynı evde yaşayacağı kardeşi ile tanışmış olduğu için kendini iyi hissetti.

Oldukça uzun bir süre bizim için. Bugün yolcu ederken içimiz iyice parçalandı, duygulandık, göz yaşlarımıza hakim olamadık. Onu çok ama çok özleyeceğiz. Programın bize aktardığı diğer bir konu da anne ve baba, çocukla 6 ay yüz yüze görüşemiyor. Anne, Baba olarak baktığınızda bu durumu kabul edemeseniz de bunun haklı nedenleri var. Bakalım biz gidebilirsek Şubat ayında onu görmeye gidebileceğiz.

Evet bu, Zeynep’in kararıydı ve bu kararına sıkıca tutundu. Kafa olarak kendini hazırladı ve gitti. Zeynebime güveniyorum, başarılı olacağına eminim. Yolun açık olsun bitanem, seni çok seviyorum.

Posted August 15th, 2010.

1 comment

Koçluk devam…

Geçen yıl Koçluk Eğitimi ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıda da vurguladığım gibi ben ve şirkette çalışan birkaç arkadaşım “iç koç” olarak görevlendirildik. 2009 Temmuz ayında almış olduğumuz eğitim sonrası bu görevimize başladık. İnsan Kaynakları departmanı hepimize birer danışan atadı. Danışanları atarken iç koçların bulundukları bölümler ile danışanların bölümlerinin farklı olması için özen gösterildi. Ben Teknoloji grubunda çalışıyorum. Danışan olarak bana, Ağustos ayında, Pazarlama grubundan bir arkadaşı danışan olarak atadılar. Danışan arkadaşlarımızı da kısa bir iç eğitimden geçirdi İnsan Kaynakları departmanı. Onlar da girecekleri bu süreç için ön hazırlık yapmış oldular. Ağustos ayında danışanımla koçluk görüşmelerine başladık. 6 ay toplam 12 saat sürecek bu süreç için eğitimde neler yapmamız gerektiği konusunda çalışmıştık. İlk buluşma, tanışma toplantısı olarak geçti. Sonra sürece başladık. Eğitimde gördüğümüz tekniklerden en bilineni çok rahat bir şekilde danışanla beraber uyguladık. Benim için ilk başlarda biraz zordu. Her toplantıya bir gece öncesinden hazırlanarak gidiyordum. Kendimi en sıkıntılı hissettiğim şey güçlü soruları soramamaktı. Onun için bir gece önceden hazırlanmaya çalışıyordum.Hangi soruları soracağım, nasıl duracağım vs. Bu arada 4. ve 8.seans sonlarında koçluk eğitimi almış olduğumuz kişi ile koçluk sürecini gözden geçirdik. İnsan Kaynakları departmanı da iç koç olarak bizlere bir kitap hediye etti. Julie Starr – The Coaching Manual, bu konuya yeni başlayanlar için dili anlaşılır güzel bir kitap.

Danışanım gerçekten bu süreç sonunda ciddi bir ilerleme gösterdi. Süreç sonunda danışan benim için bir rapor hazırladı ben de onun için bir rapor hazırladım. Hem yöneticisinden hem de İnsan Kaynaklarından pozitif geri dönüşler oldu. Danışanın hedeflerine ulaşması, kendine ayna tutmayı öğrenmesi benim için de çok anlamlıydı. Onun ilerleleyişini görmek beni de çok memnun etti. Evet, bu işi de yapabileceğimi görme fırsatım oldu. Bana katkısı ne oldu? Eskiye göre güçlü soru sormaya çalışıyorum artık.

Şimdi ikinci bir danışan atadılar. O da pazarlama grubundan. Yarın da onunla bu sürece başlayacağız. Bu ikinci sürecin, ilk sürecin tekrarı olmamasını arzu ediyorum. Bu süreçten de hem danışanım hem de ben yeni deneyimlerle çıkarız inşallah.

Posted July 13th, 2010.

Add a comment

Matematik yerine İstatistik

Bu yazımın konusu ile bağlantılı olduğu için biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Ben İstatistik bölümünden mezun oldum. Daha sonra Endüstri Mühendisliğinde yüksek lisansa devam ettim ve sonra da Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yaptım. Yüksek lisans çalışmalarımı mühendislik bölümlerinde yaparak mühendislik bakış açısını da kazandım. Üniversitede İstatistik okumanın bana çok şey kattığını düşünüyorum. Ne kattığını aktarmaya çalışacağım.

İstatistik bana ne kattı? Yoğun matematik içerisinde yoğruldum. İstatistiksel yöntemleri ve olasılık öğrendim. Mühendislik bölümlerinde okuyan kişiler de aynı şekilde matematik içerisinde yoğruluyor. Üniversitede okurken bir hocamız, adını anmadan geçmeyeceğim Prof Dr. Mehmet Şahinoğlu, bizlere şunu söylemişti. “Mühendislik olaylara/ konulara deterministik (belirleyici) bakar ama İstatistik, probabilistik (olasılıklı) bakar. İkisi arasındaki fark budur.” Bu hocamızın Elektronik Mühendisi olduğunu belirteyim. 25 sene öncesinden bu yana hocamızın verdiği bu mesaj aklımdan çıkmadı. İstatistik okumam, olaylara probabilistik bakma imkanı verdi.

Üniversitelerde matematik (calculus) dersleri veriliyor. İnsanların aldıkları matematik dersleri günlük yaşamda ne kadar kullanılıyor? Alışveriş yaparken basit 4 işlem, toplama-çıkartma-çarpma-bölme, kullanıyoruz, . 4 işlemi ilkokul’da öğreniyoruz. Bunun dışında kullanılıyor mu? Hayır! Peki, “calculus” yerine öğrencilere İstatistik-Olasılık dersi verilse daha iyi olur mu? Günlük yaşamlarında bu öğrendiklerini kullanabilirler mi? Evet kullanabilirler. Kesinlikle çok daha iyi olacaktır. İnsanlar olaylara olasılık çerçevesinde bakıp, risk analizi yaparak ve olasılıkları değerlendirerek durumu analiz edebilecekler.

Matematik yerine İstatistik eğitimi verilmesi tezini destekleyen bir video’yu sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha önceki bir yazımda, Koçluk Eğitimi,  dünyaca ünlü kişilerin konuşmacı olarak katıldıkları “TED Ideas Worth Spreading” platformundan bahsetmiştim. Prof Dr. Arthur Benjamin‘in TED’de yaptığı “Matematik eğitimini değiştirme formülü” konuşmasını, Türkçe alt yazı ile, aşağıdaki video’dan izleyebilirsiniz. Dr. Benjamin, Matematik yerine İstatistik dersi verilmesini öneriyor. İstatistik risktir, rastgeleliktir, verileri anlamaktır, eğilimleri analiz etmektir diye vurguluyor ve bunu günlük yaşamımızda kullanabileceğimizi bu heyecanlı konuşmasında belirtiyor. 3 dakikalık kısa bir video, izlemenizi tavsiye ediyorum. Diğer konuşmalarına, “www.ted.com” adresinden ulaşabilirsiniz.

Share/Save/Bookmark

Posted March 18th, 2010.

Add a comment

XBOX 360 Project Natal

Microsoft, Haziran ayı başında Electronic Entertainment Expo (E3) fuarında oyun dünyası için yeni projesini, Project Natal, duyurdu. XBOX 360 oyun konsolu için geliştirilen bu proje, şimdiye kadar gördüğümüz, duyduğumuz, kullandığımız oyun anlayışını tamamen değiştiriyor.

TV’nin üstüne ya da altına yerleştirilen bir kutu ile hareketleriniz, sesiniz, vücudunuz algılanabiliyor. Bu kutunun içinde kamera, mikrofon ve algılayıcılar var ve içinde bulunduğunuz ortamı hassasiyetle algılayabiliyor. Bu da sizin oyunları bulunduğunuz yerde ellerinizi oynatarak, odanın içinde dolaşarak, zıplayarak, yumruk atarak kontrol etmenizi sağlıyor. Sadece oyun oynamakla kalmıyor, ellerinizi oynatarak menüler arasında dolaşmanızı sağlıyor.Kutunun içinde bulunan kamera yüzünüzü teşhis edebiliyor, sesinizi tanıyabiliyor.

XBOX 360 Project Natal, 2010 yılında piyasaya sürülecekmiş. Gerçekten inanılmaz, oyun kumandası yok, kablo yok, oyunu hareketlerinizle yönetebiliyorsunuz. Bu teknoloji hayatımızda başka alanlara da yansıyacaktır. Teknolojinin hızına yetişmek imkansız, bakalım daha neler göreceğiz.

Bu muhteşem oyun konsolunu video’da izleyin…
Share/Save/Bookmark

http://www.dailymotion.com/video/x9i3h6

Posted September 4th, 2009.

3 comments

Koçluk eğitimi

Geçen sene şirketimizde,Avea, çalışan yöneticiler için “Yönetici Koçluğu” alma imkanı verildi. Ben de bu imkandan faydalandım. İlk seansa biraz tedirgin gittim. Fakat koç’um ile uyum sağladık, benim için oldukça keyifli ve verimli 12 saatlik süreci tamamladık. Bu süreç kendi değerlerimin, kişisel özelliklerimin farkında olmamı sağladı ve işime yansıtarak hedefime ulaştım. Bir koç, danışanına mentor gibi yol göstermiyor. Danışanın kendi özelliklerinin farkına vararak kendisinin hedefe ulaşması için yardımcı oluyor. Koçluk alan kişinin (danışan) kendine ayna tutmasını sağlıyor. Süreç sonunda bir insanın nasıl bir doktoru, diş hekimi oluyorsa koç’u da olmalıdır düşüncesini benimsedim. Gerçekten çok faydasını gördüm.

Bizler bu koçluk sürecini tamamlayınca hem koçumuz hakkında hem de kendi gelişimimiz hakkında rapor hazırladık. Aynı şekilde koçumuz da bizim için rapor hazırladı. Şirketimiz yöneticilere aldırdığı bu koçluk sürecinin sonunda şirket içinde “iç koçluk” programı başlatmaya karar verdi. Böylece şirket içerisindeki diğer çalışanların da koçluk hizmetinden faydalanması imkanı doğdu. Ben de iç koçluk programının içerisinde yer almak istediğimi, iç koç olarak görev alabileceğimi belirttim. İsteğimi besleyen şey, eğitmen kimliğim. Zaten şirket içerisinde eğitim veriyorum. İnsanlara bir katkıda bulunduğumu, onların benden bir şeyler aldığını gördüğüm zaman kendimi çok iyi hissediyorum. İnsan Kaynakları bölümü, benim gibi istekli arkadaşlar içinden 12 kişiyi, bazı kriterler çerçevesinde iç koç olarak belirledi. Danışanlarımız da belirlendi.

Bu hafta koçluk eğitimlerine başladık. Eğitim çok keyifli geçiyor, hem teknikleri öğreniyoruz hem de denemeler yapıyoruz. Bizler daha önce koçluk aldığımız için eğitimden faydalanıyoruz. Yarın eğitimimizin son günü. Ağustos ayı başından itibaren 6 ay süre ile bu danışanlarımıza koçluk yapacağız. Bu pilot bir uygulama olacak. Bu sürecin sonunda, eğer süreç başarı ile tamamlanırsa, iç koç sayısını arttıracaklar ve şirket içinde yaygınlaşmasını sağlayacaklar. Ben teknik bir insanım, 20 yıldır çalışıyorum. İnsan psikolojisi ile pek ilgilenmedim. İnsanları yönetici olarak yönlendiriyorum, süre baskısı olunca şunu yap, bunu yap gibi daha baskıcı olabiliyorum. Karşımdaki insanın bir sıkıntısı varsa hemen çözüm öneriyorum. Ama koç’un kesinlikle böyle davranmaması gerekiyor. Çözüm önermek yok, danışanın kendi çözümlerini kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekiyor. Benim deneyimime sahip bir insan için gerçekten çok zor bir durum. Eğitimi veren hocamızla da bu konuyu konuştuk. O da ilk başlarda çuvallayabileceğimizi, kendisinin de bunu yaşadığını ve bunun normal bir durum olduğunu vurguladı. Biraz içimiz rahatladı ama yine de tedirginlik var. Süreç başlayacak, danışanlarımız bizi değerlendirecek ve biz de kendimizi göreceğiz.

Bakalım, kafa olarak kendimi hazırlıyorum. Çok istekliyim, kendimi bu konuda geliştirmem gerekiyor, bunu biliyorum. Okumam gereken birçok doküman var ve öğrendiklerimi uygulayarak kendimi geliştireceğim. Bu süreci başarıyla tamamlamak için elimden geleni yapacağım. Belli olmaz, bu konuya kendimi kaptırırsam, belki bir gün hayatıma bir koç olarak devam ederim ;-)

Eğitimimizin ikinci gününde eğitmenimiz orkestra şefi Benjamin Zander’in TED’de yaptığı sunumu bizlerle paylaştı. Zander’in müzik ve tutku üzerine yaptığı sunumu alt yazı seçeneğini kullanarak izleyebilirsiniz. Oldukça etkileyici ve eğitici bir sunum…

Share/Save/Bookmark

Posted July 23rd, 2009.

4 comments

3G’ye çok az kaldı…

30 Temmuz 2009 tarihi itibarı ile Türkiye’de 3G (3.kuşak) mobil telefon hizmeti başlıyor. Bütün GSM operatörleri gecesini gündüzüne katarak çalışıyor. 3G’nin bize sunduğu imkanlara bakınca en önemlisi hızlı internet olacak. Görüntülü konuşma da katma değerli yeni bir servis ama açıkçası ne kadar tutacak bilmiyorum. Yurtdışındaki operatörlere bakıldığında, insanlar bir veya iki defa görüntülü servisi kullanmış, sonra bırakmışlar. Açıkçası ben de kendi kendime düşünüyorum, kaç defa kullanırım, ne kadar ihtiyaç duyarım? Yakınlarımla birkaç defa görüşürüm, sonra devam etmem herhalde. Ama burası Türkiye, belli olmaz bu servis çok da tutabilir. Durum böyle olursa operatörler için yeni bir para kazanma kapısı açılacak.Türk insanı yeni servisleri kullanmayı seviyor. MSN, facebook kullanıcı sayılarına bakıldığında Türkiye, dünyada üst sıralarda. Çok meraklıyız. Artık hayatımızı maalesef masa başında geçiriyoruz.

Internet tarafına gelince, gerçekten şu anda Türkiye’de alabildiğimiz ADSL bağlantı hızından çok daha hızlı internet’e bağlanma imkanı olacak. Kurulan altyapının şu anda sunabildiği hız 14.4Mbps. Operatörler 3G altyapılarını 4G’ye hızlıca geçiş yapmak üzere kuruyorlar. Bu ne demek? O zaman 100Mbps hatta Gbps hızlara ulaşabilmek mümkün olacak. Operatörler 3G internet bağlantısını uygun fiyata verdikleri takdirde ADSL’ye ciddi bir rakip olacak. 31 Temmuz’da ancak büyük şehirlerde 3G hizmeti alabaileceğiz. Fakat 2010 sonuna kadar kapsam genişleyecek. Bu durumda cep telefonunun çektiği her yerden hızlı internet’e bağlanma imkanımız olacak. Internet artık hayatımızın bir parçası, onsuz yapamıyoruz. Gelişmeleri zaman içinde göreceğiz.

Share/Save/Bookmark

Posted July 19th, 2009.

Add a comment