Geçen sene Türkiye’deki CAPM sertifikasına sahip kişiler ile ilgili bir yazı yazmıştım. PMI’nın online registry sayfasından sorgulama yapmış ama doğru rakamlara ulaşamamıştım. Bir arkadaşım yazıya eklediği yorumla esasında Türkiye’de 2009 başı itibarı ile 5 tane CAPM olduğunu belirtmiş ve ben de tekrar sorgulama yaparak bunu görmüştüm.
Sanırım PMI veri tabanını sorgulama biçimim artık doğru. Dün tekrar bir sorgulama yapıp Türkiye’de bugün itibarı ile kaç tane PMP, CAPM, PMI-RMP, PgMP ve PMI-SP olduğunu öğrenebildim. Veri tabanından yapmış olduğum sorgulamada, sertifika sahibinin adı-soyadı, hangi il’den PMI’ya kayıt olduğu ve sertifikayı hangi yıl aldığı bilgisi de var.
22 Ağustos 2010 tarihi itibarı ile rakamlar şöyle…
PMP sertifikasına sahip toplam 714 kişi var listede. Listede 2 kişi var, ülke olarak Türkiye görünmekle birlikte bu kişilerin belirttikleri şehir yurtdışı… Bu 2 kişiyi listeden çıkartırsak Türkiye’deki PMP sayısı toplam 712 kişi. PMP’lerin illere göre dağılımı: Istanbul 516, Ankara 144, Kocaeli 25, İzmir 16, Bursa 1, Mersin 1, Rize 1, Konya 1, Kütahya 1, Zonguldak 1, Kayseri 1, Antalya 1, Tekirdağ 1, Sakarya 1, Adana 1
PgMP sertifikasına sahip şu anda 1 kişi var, listede Ankara olarak görünüyor, kendisi aynı zamanda PMP ve 17 Temmuz 2010 tarihinde sertifikayı almaya hak kazanmış.
CAPM sertifikasına sahip toplam 8 kişi var. İçlerinden birisi daha sonra PMP sertifikası da almış. İllere göre dağılımı: İstanbul 6, Ankara 1 ve Konya 1
PMI-RMP sertifikasına sahip 1 kişi var, listede Istanbul olarak görünüyor ve aynı zamanda PMP sertifikasına da sahip.
PMI-SP henüz yok. Bakalım zaman içerisinde bu sertifikayı da alacak kişiler olabilir.
70 milyon nüfusu olan bir ülke olarak sertfikalı sayısının bu rakamların çok üzerinde olması lazım, kafamdaki rakam en az 5000 kişi olmasının gerektiği… PMP sınavı inşallah bu sene sonunda Türkçe alınabilecek. PMBOK Türkçe de bu sene piyasaya çıktı. Bu rakamların önümüzdeki birkaç yıl içerisinde hızlı bir şekilde artacağına inanıyorum.
Daha önce de birkaç yazımda vurgulamıştım blog’uma olabildiğince iş ağırlıklı yazılar yazıyorum. Arada sırada hobilerim ve kendi yaşamım ile ilgili yazılar da yazıyorum. Bugün yaşadığım yoğun duygular ve düşündüklerimin kayıt altına alınması için bu yazıyı yazmak istiyorum.
Kızım, Zeynep, bugün 12:15′de Delta Airlines ile Amerika’ya uçtu. Öğrenci Değişim programı kapsamında geçen sene sınava girdi ve başarıyla geçti. Yaklaşık 2 yıldır bunu kendisi istiyor. Lise 3′ü orada okuyacak. Bu kendi kararıydı. Eşim ve ben onu yönlendirmedik. Kendi vermiş olduğu karardan dolayı onu destekledik. Son3-4 aydır hazırlıkları sürüyordu. Eşim inanılmaz koşturdu, hazırlıkları için en ince detayına kadar uğraştı onu hazırladı. Bu hazırlık sürecinde içimde oluşan duyguları anlatamam. 17 yıldır kızımla beraberiz. 2 sene önce 1 aylığına İngiltere’ye gitmişti. En uzun ayrı kaldığımız süre oydu ama o zaman bu kadar etkilenmemiştim. Bu sefer çok daha uzun bir süre…
Zeynep, Amerika’da Virginia Beach şehrinde kalacak. Okyanus kıyısında 500.000 nüfusu olan sevimli bir yer. Kalacağı ailenin biri 17 yaşında diğeri de 12 yaşında iki kızı var. Anne öğretmen, baba bankacı. Gideceği yer belli olduktan sonra Zeynep aileyle iletişim kurdu. Aile heyecanla Zeynep’i bekliyor. Oradaki ailesi bizlere ve kendisine çok sıcak mesajlar gönderdiler. Eşimle benim ilk başlardaki tedirginliğimiz gitti. Zeynep’in yaşında olan Victoria diplomat olmak istiyormuş. Türkiye ve Türkçe ile ilgileniyor. Geçen sene Ankara’ya gelmiş bir süre kalmış. Bu yıl da Istanbul’a Türkçe öğrenmeye geldi Temmuz başında ve 6 hafta burda kaldı. Zeynep gitmeden Victoria ile tanışma fırsatı oldu. Bu onun için çok iyi oldu. Onun da içinde bazı tedirginlikler vardı. Amerika’da beraber olacağı, aynı evde yaşayacağı kardeşi ile tanışmış olduğu için kendini iyi hissetti.
Oldukça uzun bir süre bizim için. Bugün yolcu ederken içimiz iyice parçalandı, duygulandık, göz yaşlarımıza hakim olamadık. Onu çok ama çok özleyeceğiz. Programın bize aktardığı diğer bir konu da anne ve baba, çocukla 6 ay yüz yüze görüşemiyor. Anne, Baba olarak baktığınızda bu durumu kabul edemeseniz de bunun haklı nedenleri var. Bakalım biz gidebilirsek Şubat ayında onu görmeye gidebileceğiz.
Evet bu, Zeynep’in kararıydı ve bu kararına sıkıca tutundu. Kafa olarak kendini hazırladı ve gitti. Zeynebime güveniyorum, başarılı olacağına eminim. Yolun açık olsun bitanem, seni çok seviyorum.
Değişiklik istekleri (change request) bir projede farklı kanallardan gelebiliyor. Bir proje nasıl ortaya çıkıyor? Çalıştığınız şirketin yapısına bağlı değişiklikler gösterebilir. Örneğin benim çalıştığım şirkette projeler şu şekilde ortaya çıkıyor. Ben bir GSM operatöründe program yöneticisi olarak çalışıyorum. Yukarıdan baktığınız zaman şirketimiz, kabaca, Teknoloji, Satış, Pazarlama ve Müşteri Hizmetleri bölümlerinden oluşuyor. Teknoloji dışındaki bölümler ihtiyaçlarını karşılamak için Teknoloji bölümüne ihtiyaçlarını bildiriyor. Teknoloji bölümü bu süreçte müşteriden iş gerekçesini istiyor. Tamam bu projeyi yapalım ama bunun sonucunda şirket ne kazanacak? Müşteri sayısı artacak mı, gelirimiz artacak mı? Bu akış tanımlanmış bir süreç çerçevesinde ilerliyor. İş’i isteyen, proje sonunda ortaya çıkan hizmeti, ürünü veya uygulamayı kullanacak olan bölümler Teknoloji bölümüne göre “müşteri”. İş’in sahibi bu bölümler. Daha fazla detaya girmeyeyim. Projenin yapılabilirliği iş analistleri tarafından çalışılıyor, analiz ediliyor. Eğer yapılabilir ise ne kadar sürede yapılacağı ve kabaca bütçesi müşteri ile paylaşılıyor. Projenin başlamasına karar veriliyor ve proje yöneticisi atanıyor. Artık elimizde bazı biligiler var, tahmini süre, bütçe ve eğer başka bir firma (tedarikçi) ile çalışılacaksa onların bilgileri vs… Proje kickoff toplantısı ile başlatılıyor. Planlama aşamasında proje paydaşları olarak hem müşteri hem de teknik proje ekibi ile yoğun mesai yapılıyor. Bütün bunların koordinasyonunu proje yöneticisi yapıyor. Bu çalışmaların içerisindeki en önemli doküman “kapsam dokümanı”. Kapsam çıkartılıyor ve müşterinin onayına sunuluyor. Kapsam dokümanı projede ne yapılacak, müşteri tarafından ne isteniyor gibi bilgilerin detaylı olarak yer aldığı doküman. Bu doküman müşteri tarafından onaylanınca artık taraflar arasında mutabakat sağlanmış oluyor. Sonrasında tasarım aşamasına geliniyor, tasarım çalışmaları yapılıyor. Bu çalışmalar sırasında da müşteri ile iletişim devam ediyor. Tasarım dokümanı da onaylanıyor. Eğer proje bir yazılım geliştirme sürecini içeriyorsa tasarım onayından sonra geliştirmeler başlıyor. Vurguladığım gibi bu geliştirmeleri şirket içi kaynaklarla ve/veya tedarikçi bir firma ile yapabilirsiniz. Geliştirmeler bittikten sonra geliştirilen uygulamanın mevcut alt yapınıza entegrasyonu için testler yapılıyor. Bu teknik testler başarı ile tamamlanınca artık geliştirilen uygulama, yani müşterinin istediği uygulama son kullanıcı testi (UAT: user acceptance test) için hazır hale geliyor. Müşteri son kullanıcı testlerini de başarı ile bitirirse artık proje hayata geçiyor ve tamamlanıyor. Bu aşamadan sonra operasyon başlıyor ve projeyi şirketin operasyon bölümü devir alıyor.
Proje başladıktan sonra analiz yapılırken, tasarım çalışmaları sürerken müşteriden değişiklik istekleri gelebiliyor. Şuna da ihtiyacımız var, yeni bir düzenleme geldi şunları da eklememiz gerekiyor, tasarımı böyle yaptık ama kullanıcı ekranında şu buton şurada olsun, ben bu butona basığımda bir bilgilendirme mesajı önümüze çıksın, almak istediğim raporlar için şu tip raporları da ekleyelim gibi birçok değişiklik isteği geliyor. Değişiklik istekleri bir projenin doğasında vardır ve normaldir. Fakat proje sağlığı açısından değişiklik isteklerinin proje akışında bir noktaya kadar gelmesine izin vermek gerekiyor. Örneğin artık test aşamasına gelmişsiniz, tasarım onaylanmış, geliştirmeler tamamlanmış, artık projenin sonuna yaklaşmışsınız. Müşteri önünüze değişiklik isteği ile geliyor. Bu durum projeyi maliyet ve zaman açısından etkiliyor. Baştan planladığınız sürede bitiremeyeceksiniz ve üzerine fazla para harcamanız gerekiyor. Ben program yönetici olarak proje yöneticisi arkadaşlarıma tasarım sürecinin sonuna kadar müşteriden değişiklik isteklerini alabileceklerini ve değerlendirebileceklerini söylüyor ve onların da müşteriye bu bilgiyi aktarmasını istiyorum. Tamam müşterinin ihtiyacı varsa bu yapılacak, ihtiyacını karşılamak lazım. Ama bu ilave ihtiyaçların projenin 2.fazı olarak ele alınacağını müşteri ile paylaşmalarını, proje yöneticilerinden istiyorum.
Bu arada değişiklik istekleri sadece iç müşterinizden gelmiyor. Proje için birlikte çalıştığınız tedarikçi firma da karşınıza, farklı bir şekilde, değişiklik talebi ile çıkabiliyor. Örneğin tasarım aşamasında birlikte çalışmış, sonrasında çıkan dokümanı da şirket olarak onaylamışsınız. Geliştirmeler yapılıyor, teste geliyorsunuz ve geliştirilen uygulamayı fonksiyonel olarak ele alıyorsunuz, bakıyorsunuz ki eksikler var. Bunu tedarikçi firmaya iletiyorsunuz, bakın tasarım dokümanında yazdık bunu bekliyorduk ama şu anda yok bunu da eklemelisiniz diyorsunuz. Tedarikçi firma orada yazanı biz şu şekilde algılıyoruz, bu istek bir değişiklik isteğidir, daha önce konuşulan, yazılan şeylerin dışındadır diyebiliyor. Sonra ne oluyor, başlıyorsunuz kavga etmeye bu değişiklik isteğidir, değildir yapmalısınız vs.
Geçen yıl Değişiklik Yönetimi konusunda bir yazı yazmıştım. O yazıda kaleme aldığıım durum farklı bir değişiklik isteğiydi. O zaman üstünde çalıştığımız büyük bir projede çalıştığımız tedarikçi firma ile aramızdaki onların hatasından kaynaklanan bir durum için karşımıza değişiklik isteği ile gelmişler ve biz de bunu kabul etmemiştik. Biz onların hatası olduğunu ortaya koyuyorduk onlar da hayır siz bizi beklettiniz biz şu kadar adamı burada tuttuk, bize şu kadar para vermelisiniz diyorlardı. Oldukça sıkıntılı bir durumdu ve yönetmekte zorlanmıştık. O yazımda da bu tür değişiklik isteklerinin önüne geçmek için neler yapılması gerektiğini vurgulamıştım.
Bir projede değişiklik isteklerinin (change request) hangi süreçte ele alınacağının ve işleyişin, sürecin nasıl olması gerektiğinin başlangıçta belirlenmesi önemli. Değişiklik isteği proje ekibine nasıl ve hangi yolla iletilecek? Değişiklik istekleri nasıl analiz edilecek? İletilen değişiklik istekleri nasıl takip edilecek? Değişiklik isteğinin onaylanması ya da reddedilmesi için neler yapılacak? Büyük projelerde, örnek olarak 1 yıldan fazla süren, değişiklik yönetimi sürecinin proje başlangıcında çok net belirlenmesinde fayda var.
Değişiklik isteklerini ilk karşılayan kişi Proje Yöneticisidir. Gelen istekleri proje ekibi ile değerlendirip analiz eder. Projeye olan etkisi (zaman, maliyet…) çıkartılır. Analiz tamamlanıp dokümante edilince değişiklik kontrol kuruluna (change control board – CCB) proje yöneticisi tarafından aktarılır. CCB değişiklik isteği üstünde bir değerlendirme yapar ve sözkonusu isteğin yerine getirilip getirilmeyeceği konusunda bir karar verir.
Geçen seneki yazım Vikipedi Özgür Ansiklopedi’de ele alınan Değişiklik Yönetimi makalesinde kaynak olarak gösterilmiş. Sonradan fark ettim, ben bunun için bir şey yapmadım. Ama tanımadığım birisi yazımı kaynak olarak göstermiş, çok memnun oldum. Blog’umda yazdığım bu yazılar okuyanlara bir şeyler verebiliyorsa ne mutlu bana.
Geçen yıl Koçluk Eğitimi ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıda da vurguladığım gibi ben ve şirkette çalışan birkaç arkadaşım “iç koç” olarak görevlendirildik. 2009 Temmuz ayında almış olduğumuz eğitim sonrası bu görevimize başladık. İnsan Kaynakları departmanı hepimize birer danışan atadı. Danışanları atarken iç koçların bulundukları bölümler ile danışanların bölümlerinin farklı olması için özen gösterildi. Ben Teknoloji grubunda çalışıyorum. Danışan olarak bana, Ağustos ayında, Pazarlama grubundan bir arkadaşı danışan olarak atadılar. Danışan arkadaşlarımızı da kısa bir iç eğitimden geçirdi İnsan Kaynakları departmanı. Onlar da girecekleri bu süreç için ön hazırlık yapmış oldular. Ağustos ayında danışanımla koçluk görüşmelerine başladık. 6 ay toplam 12 saat sürecek bu süreç için eğitimde neler yapmamız gerektiği konusunda çalışmıştık. İlk buluşma, tanışma toplantısı olarak geçti. Sonra sürece başladık. Eğitimde gördüğümüz tekniklerden en bilineni çok rahat bir şekilde danışanla beraber uyguladık. Benim için ilk başlarda biraz zordu. Her toplantıya bir gece öncesinden hazırlanarak gidiyordum. Kendimi en sıkıntılı hissettiğim şey güçlü soruları soramamaktı. Onun için bir gece önceden hazırlanmaya çalışıyordum.Hangi soruları soracağım, nasıl duracağım vs. Bu arada 4. ve 8.seans sonlarında koçluk eğitimi almış olduğumuz kişi ile koçluk sürecini gözden geçirdik. İnsan Kaynakları departmanı da iç koç olarak bizlere bir kitap hediye etti. Julie Starr – The Coaching Manual, bu konuya yeni başlayanlar için dili anlaşılır güzel bir kitap.
Danışanım gerçekten bu süreç sonunda ciddi bir ilerleme gösterdi. Süreç sonunda danışan benim için bir rapor hazırladı ben de onun için bir rapor hazırladım. Hem yöneticisinden hem de İnsan Kaynaklarından pozitif geri dönüşler oldu. Danışanın hedeflerine ulaşması, kendine ayna tutmayı öğrenmesi benim için de çok anlamlıydı. Onun ilerleleyişini görmek beni de çok memnun etti. Evet, bu işi de yapabileceğimi görme fırsatım oldu. Bana katkısı ne oldu? Eskiye göre güçlü soru sormaya çalışıyorum artık.
Şimdi ikinci bir danışan atadılar. O da pazarlama grubundan. Yarın da onunla bu sürece başlayacağız. Bu ikinci sürecin, ilk sürecin tekrarı olmamasını arzu ediyorum. Bu süreçten de hem danışanım hem de ben yeni deneyimlerle çıkarız inşallah.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi 2008 Ekim ayından bu yana şirkette 4 defa PMP Hazırlık eğitimi verdim. Bugüne kadar eğitim alan arkadaşlarımdan 19 tanesi sınavı başarıyla geçip PMP oldular. İlk sınıftan toplam 11 kişi, ikinci sınıftan 6 kişi ve üçüncü sınıftan şu anda 2 kişi PMP sertifikasını almış durumda. 3.PMP Hazırlık Eğitimi yazımda da vurguladığım gibi önümüzdeki dönemde bu sınıftan PMP sınavına girecek arkadaşlarım var.
4.sınıfımız ile 2010 Mayıs ayının başında eğitime başladık ve 12 Haziran’da eğitimi tamamladık. Bu sınıf öncekilere göre daha kalabalıktı, toplam 21 kişi vardı. 3.sınıf eğitmimiz toplam 48 saat sürmüştü. 4.sınıf 56 saat sürdü. Nedeni eğitimi alanların katılımlarıydı. Hemen hemen her konunun üzerinde durduk. Bu eğitimimiz de oldukça keyifli geçti. Bu sınıftan da önümüzdeki dönemde yeni PMP’ler çıkacak.
İlk iki sınıf için geçen sene PMP fırtınası devam ediyor… yazımı kaleme almıştım. Üçüncü sınıf için ise 3.PMP Hazırlık Eğitimi yazımı hazırladım. Her sınıf için ayrı bir yazı yazıyorum. Çünkü sınavı geçen arkadaşlarım ilgili yazıya yorum ekliyor, ben de yazıyı, her yeni PMP için isimlerini yazarak güncelliyorum. Sonra yazılan yorumları ve isimlerini tek bir yerde, PMP Fırtınası başlıklı sayfada, topluyorum.
4.sınıftan da PMP olacak arkadaşlar, yorumlarını buraya ekleyecekler ve ben bu yazıyı güncelleyeceğim. Bir kısmı çalışmalarına devam ediyor. Birkaç ay içerisinde içlerinden PMP çıkacağına inanıyorum.
RMC Project Management firmasının kurucusu ve proje yönetimi konusunda dünyada en çok okunan kitapların yazarı olan Rita Mulcahy 15 Mayıs günü vefat etmiş. 5 yıldır göğüs kanseri ile savaşan Rita, maalesef bu savaşı kaybetmiş.
Rita çok da yaşlı değil, 50 yaşındaymış ve 5 ile 7 yaşında iki çocuk sahibiymiş. Arkasında bıraktıkları için gerçekten çok zor bir durum.
Rita Mulcahy ismini bütün dünyada PMP sınavına hazırlananlar bilir. Onun kitabını okumadan sınava girilmez. Hepimiz okuduk ve faydalandık. Birebir tanışma fırsatım olmasa da proje yönetimi konusunda isim yapmış bir kişiyi kaybetmiş olmak gerçekten üzücü.
Ben sadece kitaplarından faydalanmış bir kişi değilim. Geçen sene Rita’nın “PMP Exam Prep Online 6th Edition” kursunu test etmiştim. Bu kursu test eden dünyadaki 20 kişiden birisiydim. Dediğim gibi tanışmış olmasam da onun kitaplarını okuyarak ve bu kursu inceleyerek bir yakınlık hissi oluştu bende ve bu haberi duyunca gerçekten çok üzüldüm. PMP sınavını geçerek PMP olmuş ve bu sınava hazırlanan herkesin başı sağ olsun.
3 hafta önce temel fotoğraf kursuna başladık. Başladık diyorum ben, kızım Zeynep ve eşim Sibel ile birlikte. Avea Fotoğrafçılık Kulübü aracılığı ile Taksim’deki Fotoğraf Ağacı’nda bu eğitime başladık. Daha önce küçük digital makineler ile bulunduğumuz yerlerde amatör, manzara, aile, kutlama, portre fotoğrafları çekiyorduk. Temel eğitimi almaya başlayınca elimizdeki fotoğraf makineleri ile bu işi profesyonelce yapamayacağımız ortaya çıktı. Diyafram, Enstantane ayarları, ışık, kompozisyon…. Gerçekten farklı bir dünya, bu yaşımızda bu konuyu hobi edinmeye çalışmak bakalım önümüzü ne kadar açacak. Profesyonel çekim yapmak için başlangıç seviyesinde SLR (single lens reflex) makinaya sahip olmak gerekiyormuş. Yani objektifi değiştirilebilen… En çok konuşulan iki marka var, birisi Nikon diğeri de Canon. Giriş seviyesinde bir Canon ya da Nikon fiyatları 2000 TL’den başlıyor. Makinayı aldığınız zaman üzerinde bir lens geliyor. Ama hareketli çekimler, makro çekimler ya da uzaktaki nesneleri çekmek için başka objektiflere ihtiyaç var ve onları da almaya kalktığınızda 400-500$’dan başlıyor fiyatları. Eğitmenimiz, fotoğraf ile uğraşan bir kişinin 3 tane objektifi olması lazım dedi. Böyle bakılınca sadece makinayı almak yetmiyor, bir de objektif’e yatırım yapılacak.
Başlangıç olarak fotoğraf makinası üzerinde gelen objektifle fotoğrafçılığa başlıyoruz. Eğitimimiz toplam 4 hafta sürüyor, 1 hafta da çekim’e gideceğiz. Bir teorik eğitim daha kaldı ona da gelecek pazartesi gideceğiz. Sonraki hafta da çekime gidilecek.
Vurguladığım gibi bir fotoğraf makinası alma gerekliliği ortaya çıktı. Biraz araştırdım, yurtdışından getirmek uygun görünüyor. Fakat makinada bir problem olsa garanti problemi ortaya çıkıyor. Piyasada büyük mağazalarda, Media Markt-Teknosa gibi, fiyatlar 2000TL’den başlıyor. Araştırmamda ve çevremdeki insanların söylediklerinden Hayyam Pasajından spot fiyatlar ile fotoğraf makinasını oldukça uygun fiyata satın almanın mümkün olduğunu öğrendim. Yurtdışından getirmek ile Hayyam’dan almak arasında 100$ gibi bir fark var. Bugünün tatil olmasında faydalanarak Hayyam Pasajına gittim. Geçen hafta da bizim arkadaşlar gidip bir dükkandan makina almışlardı. Pasaja gidip fiyatları sordum farklı modeller için. Çevremdekilerin kullandığı Canon’a yöneldim. Fiyatı Nikon’a göre daha uygun. Şu anda teknik olarak Canon-Nikon arasındaki detay farkları bilmiyorum. Başlangıç seviyesi olarak 3 model üzerinde durdum. Canon EOS 450D, 500D ve 550D. Bu üçü arasında çözünürlük açısından ve video özellikleri açısından fark varmış. 550D, HD video kayıt edebiliyormuş yeni bir model. 550D’de hd çekim yapsam evde oynatacak zemin yok. 400-500TL fark vermek istemedim sadece bu özellik için. Birbirleri arasında 3 mega pixel çözünürlük farkı varmış. Düşünüp taşındım ve 15 mega pixel 500D almaya karar verdim. 500D’yi oldukça iyi bir fiyata, 1380TL’ye aldım. 1 yıl da satın aldığım dükkan garanti veriyor. Bakalım öğrendiklerimizi uygulamaya çalışarak çekim yapmaya başlayacağız. İlerleyebilirsek ilave objektif alırız, biraz daha ilerlersek ve ilgimiz artarsa daha iyi bir makina almak gerekecek. Bunu göreceğiz
Birçok kişinin beklediği PMBOK 4 Türkçe, Idefix üzerinden satışa sunuldu. Bu konuda bana birçok e-mail gelmişti. Artık Idefix üzerinden hem Proje Yönetimi Bilgi Birikimi Kılavuzunu (PMBOK) hem de Birleşik Standartlar Sözlüğünü satın alabilirsiniz.Birçok kişi bekliyordu, satış rakamlarının da çok iyi olacağına eminim.
Daha önce de birkaç yazımda Türkçe PMBOK ile ilgili bilgiler vermeye çalışmıştım. Bu sene sonunda PMP ve CAPM sınavlarını da artık Türkçe alabilmek mümkün olacak, çalışmalar devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de PMP ve CAPM sayısının hızla artacağına eminim. Daha önce de vurguladığım gibi özellikle CAPM sayısının artmasını bekliyorum. Ülke olarak daha çok sertifikalı profesyonele ihtiyacımız var.
İPYD (İstanbul Proje Yönetim Derneği) tarafından her yıl düzenlenen “Dinamikler” etkinliği bugün Ceylan Intercontinental Otel’de başladı. 2-3 Nisan tarihlerinde gerçekleşen etkinliğin bu yılki teması “Öğrenilmiş Dersler – Lessons Learned”. Bugün birçok farklı toplantiya katıldım. Farklı firmalardan katılan konuşmacılar kendi projelerinde elde ettikleri deneyimleri, öğrendiklerini, aldıkları dersleri bizlerle paylaştılar. İPYD’nin söylediğine göre göre yaklaşık 350 kişi kongreye katılmış bugün. Yarın da devam edecek. İncelemek isterseniz web sitesine ve etkinlik programına http://www.dinamikler.org/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Ben İPYD üyesi değilim, bir süredir yoğunluğumdan dolayı aktif katılım sağlayacak durumda değilim onun için çalışmalarını uzaktan izliyorum. Fakat “Dinamikler” etkinliğine katıldım. Konuşmalardan notlar aldım, benim için faydalıydı. Ülkemizde proje yönetimi konusunda bu tür çalışmaların olması gerçekten çok anlamlı. Proje Yönetimi konusu git gide daha profesyonel bakış açısıyla gelişiyor. Bu mesleğin içerisinde olan ya da bu konuya ilgi gösteren herkesi derneklere üye olmaya davet ediyorum. Aidat bedelleri olduça düşük. Aktif üye sayısı arttıkça hem dernekler güçlenecek hem de daha çok etkinlik yapabilecekler. Bu çalışmalar birçok kişinin değerli katılımlarıyla daha da zenginleşecek.
Bu yazımın konusu ile bağlantılı olduğu için biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Ben İstatistik bölümünden mezun oldum. Daha sonra Endüstri Mühendisliğinde yüksek lisansa devam ettim ve sonra da Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yaptım. Yüksek lisans çalışmalarımı mühendislik bölümlerinde yaparak mühendislik bakış açısını da kazandım. Üniversitede İstatistik okumanın bana çok şey kattığını düşünüyorum. Ne kattığını aktarmaya çalışacağım.
İstatistik bana ne kattı? Yoğun matematik içerisinde yoğruldum. İstatistiksel yöntemleri ve olasılık öğrendim. Mühendislik bölümlerinde okuyan kişiler de aynı şekilde matematik içerisinde yoğruluyor. Üniversitede okurken bir hocamız, adını anmadan geçmeyeceğim Prof Dr. Mehmet Şahinoğlu, bizlere şunu söylemişti. “Mühendislik olaylara/ konulara deterministik (belirleyici) bakar ama İstatistik, probabilistik (olasılıklı) bakar. İkisi arasındaki fark budur.” Bu hocamızın Elektronik Mühendisi olduğunu belirteyim. 25 sene öncesinden bu yana hocamızın verdiği bu mesaj aklımdan çıkmadı. İstatistik okumam, olaylara probabilistik bakma imkanı verdi.
Üniversitelerde matematik (calculus) dersleri veriliyor. İnsanların aldıkları matematik dersleri günlük yaşamda ne kadar kullanılıyor? Alışveriş yaparken basit 4 işlem, toplama-çıkartma-çarpma-bölme, kullanıyoruz, . 4 işlemi ilkokul’da öğreniyoruz. Bunun dışında kullanılıyor mu? Hayır! Peki, “calculus” yerine öğrencilere İstatistik-Olasılık dersi verilse daha iyi olur mu? Günlük yaşamlarında bu öğrendiklerini kullanabilirler mi? Evet kullanabilirler. Kesinlikle çok daha iyi olacaktır. İnsanlar olaylara olasılık çerçevesinde bakıp, risk analizi yaparak ve olasılıkları değerlendirerek durumu analiz edebilecekler.
Matematik yerine İstatistik eğitimi verilmesi tezini destekleyen bir video’yu sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha önceki bir yazımda, Koçluk Eğitimi, dünyaca ünlü kişilerin konuşmacı olarak katıldıkları “TED Ideas Worth Spreading” platformundan bahsetmiştim. Prof Dr. Arthur Benjamin‘in TED’de yaptığı “Matematik eğitimini değiştirme formülü” konuşmasını, Türkçe alt yazı ile, aşağıdaki video’dan izleyebilirsiniz. Dr. Benjamin, Matematik yerine İstatistik dersi verilmesini öneriyor. İstatistik risktir, rastgeleliktir, verileri anlamaktır, eğilimleri analiz etmektir diye vurguluyor ve bunu günlük yaşamımızda kullanabileceğimizi bu heyecanlı konuşmasında belirtiyor. 3 dakikalık kısa bir video, izlemenizi tavsiye ediyorum. Diğer konuşmalarına, “www.ted.com” adresinden ulaşabilirsiniz.